Düşünce Süreçlerine Gereken Zamanı Tanımak

Mart 11th, 2007

Lisedeki psikoloji derslerinde kısaca anlatılan, beynin işleyiş biçimine dair bir konu vardı. Hatırlatmak gerekirse; özellikle yaratıcılık gerektiren işlerde kişi belli düşünce süreçlerinden geçer, dışarıdan bakıldığında hatta kendi kendine düşündüğünde birşey yapmıyormuş gibi görünür ancak bir süre sonra aniden üzerinde çalıştığı sorunun çözümü kişinin aklına gelir.

Aslında aniden gelmez. Sadece aniden gelmiş gibi görünür. Oysa arka planda zihniniz söz konusu olay / kavram / sorun üzerinde çalışmaktadır. İnsan beyni, kendisi farketmeden de kafayı çalıştırabilir.

Günümüzün hızlı iş temposu içerisinde ise gerek kişisel sorumluluk gerekse toplum baskısı nedeniyle zihinsel süreçlerimize gereken önemi vermiyor, gereken zamanı tanımıyor ve kendimize / başkalarına hiçbir şey yapmıyormuşuz / yapmıyorlarmış gibi davranıyoruz.

İster yolda olun ister yatağınızda uykuda, beyniniz sürekli çalışıyor. Siz bu çalışmanın sadece belli bir kısmını bilincinizde hissedebiliyorsunuz.

Benzer bir örnek insan beyninin sürekli veri kaydediyor olması ile ilgili de verilebilir. Yine klasik lise psikoloji derslerinden hatırlayabileceğiniz bir konudur; şimdi size işyerinizin yakınlarında bir eczane sorulsa cevabı şu anda hatırlayamayabilirsiniz ama eczane gerektiği anda eğer o çevredeyseniz eczaneyi elinizle koymuş gibi bulursunuz.

Sihir gibi ama değil. İnsan zihninin işleyiş biçimi bu.

Bu nedenle, önünüzde bir yığın iş varken gözleriniz dalıp gidiyorsa paniğe kapılmayın. Beyniniz çalışıyor ve muhtemelen önünüzdeki işleri gerçekleştirme aşamasına geldiğinizde neler yapacağınızı sıraya koyuyor. Zaten bu nedenle üç beş kez dalıp gittik diye hayatımız sona ermiyor. Diğer türlü halimiz vahim olurdu.

Zihninizin planlamalar yapmasına önem verin ve buna zaman tanıyın. Hayat kısa. Bu kısa hayat içerisinde bedenimizin bize verdiği olanakları reddetme lüksümüz yok.

Prezentabl Olmak

Şubat 27th, 2007

İnsan Kaynakları kitaplarında, gazetelerdeki iş ilanlarında sıkça rastladığım birşey bu. Toplumun genel algısında bir yeri var ki hiçbirimiz anlamını sorgulamaya gerek görmeden ne demek istendiğini anlayabiliyoruz. Ancak, günümüz dünyasında birçok konuda olduğu gibi prezentabl olmak konusunda da muazzam aldatmacalar söz konusu.

Kelime anlamı olarak prezentabl olmak, sunulabilir olmak anlamını taşıyor. Ama ben sizi bununla sıkmak istemiyorum. Herkesin kapitalist düzen ve onun organları hakkında lümpenleşmiş tespitler okumaya doyduğuna inanıyorum. Beni esas ilgilendiren şey ise prezentabl olmaya çalışanların zihinlerindeki yanlış ve işe yaramaz izdüşümleri bulup onları yok etmek.

En basit anlamıyla prezentabl olmak; göze hoş görünmek, etkileyici bir görünüme sahip olmak anlamında kullanılıyor. Yine de, bunun yaygın tarifi ve prezentabl olma yolları şık takım elbiselerle, kıyafetlerin ütülü, ayakkabıların cilalı olmasıyla, her sabah traş olmakla/fön çekmek-çektirmekle, vb. gerçekte sizi prezentabl olmaktan ziyade fazlalıkları budanmış bir ağaç kadar düzgün, kabul edilebilir fiziki görünüme sahip olmak yönünde ikna etmeye çalışarak yapılıyor.

Hayatınızın herhangi bir döneminde, etrafınızdaki herhangi birinden daha fazla dikkat çeken, göze çarpan, yanında olmak istenen, söylediklerine herkesin söylediklerinden daha çok inanılan, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin birçok kişinin etkilendiği insanları düşünün. Örneğin Fidel Castro, Seth Godin (evet, şu mor inek kavramının yaratıcısı), ssg, vs. Ayrıca bu kadar uzaklardan örnek aramanın yanısıra yakın çevrenizi hatırlayın. Ailenizde, işyerinde, okulda, sokakta diğerlerinden daha güvenilir görünen, sözüne daha çok inandığınız, herhangi birinden daha fazla beraber çalışmak, zaman geçirmek istediğiniz insanları hatırlayın. Bunlardan hangileri günümüz dünyasının presentabl olmak düzemecesi ile uyumlu? Kaç tanesi? Kaç tanesi “sunulabilirliğini” günlük traşı, fönü, kıyafetlerinin ütüsü üzerine kurmuş? Kaç tanesinin sizi çeken özellikleri bunları kapsıyor?

Cinsel tercihinize göre zihninizde canlandırın: Sizin için çekici bir bedeni/yüzü olan ve ama saçları darmadağınık, kıyafetleri ütüsüzü biriyle mi zaman geçirmek istersiniz yoksa sizin için itici bir bedeni/yüzü olan ve ama saçları bakımlı, kıyafetleri ütülü, ayakkabıları pırıl pırıl olan biriyle mi? Bu görsel imgeleri gözünüzde canlandırın.

Bu söylediklerimi, tüm bu düzmecenin bir parçası olan uzun saçlı, motorsikletli alfa erkek masalı ile de karıştırmamanızı rica ederim.

Halit Kıvanç bir gün stüdyoya üzerine bir çuval geçirmiş olarak gelse, ben onun ustalık dolu program sunumunu yine de dinlerim. En sevdiğiniz yazarın yeni romanını, tuvalet kağıdına yazılmış olsa bile seve seve okursunuz. En sevdiğiniz yemeği, tabakta nasıl sunulursa sunulsun, temizliğinden ve sağlıklı olduğundan şüphe duymadığınız müddetçe yemekten çekinmezsiniz. Çok hoşunuza giden bir melodi varsa bu melodinin hangi enstrümanla çalındığı sizin için melodiyi duymak kadar önemli değildir.

Sizlere “önemli olan ruh güzelliğidir” demiyorum. Günümüzün genel geçer kurallarına göre prezentabl olmak yanlış yorumlanmakta ve anlatılmaktadır diyorum.

Malumu İlan Etmek: Hayat Kısa!

Şubat 19th, 2007

Şu anda bu yazıyı okuyorsanız ya tuhaf bir olasılıkla buraya denk geldiniz ya da ben size bu yazının adresini verdim. Başka bir ihtimal söz konusu olamaz çünkü şu anda burada bir blog olduğunu henüz kimse bilmiyor. Elbette ilerleyen günlerde bu böyle olmayacak. Bu blogun duyurusunu hem kendi kişisel blogumdan yapacağım, hem de çeşitli sosyal iletişim sitelerinde adresini vereceğim.

Burada neler yazacağım, ve neden bir blog daha oluşturma gereksinimi duydum? Kendi kişisel blogum, yazmak istediğim birçok şey için harika bir yuva oluşturuyor. Ancak, her ne kadar tek bir kategori altında toplayabilmem imkan dahilinde değilse de, yine de insana ve evrene dair, insanın ve evrenin ruhuna, zamana, öğretilerime dair yazılarımı ayrı bir blog altında yayınlamanın daha doğru olacağını düşündüm.

Şimdilik, kategoriler kısmında önden hazırladıklarım; Eğitim, Felsefe, Güncel, Genel, Kişisel Gelişim, Psikoloji, Sosyoloji, İş Hayatı. Bu kategorilere yeni alanlar ekleyeceğimi pek sanmıyorum, belki ilk anda hatırlayamadığım birkaç şey daha olabilir ama fazla da değil.

Ayrı bir blog açmamın bir başka nedeni de burada yine bu konulara özel sesli ve görüntülü yayınlar planlıyor olmam. Bunlar da konu dağınıklığı biraz genişlemeye başlamış olan kişisel blogumda yayınlayamayacağım kadar özel tutmak istediğim şeyler.

Başlangıç için sanırım bu kadar açıklama yeterli. Dahasını ilerleyen günlerde faaliyet olarak göstereceğim.

Sevgiler…