Beklemek ve Ertelemek: İki Dipsiz Kuyu
GIRGIR dergisini hatırlayanlarınız vardır diye tahmin ediyorum. Zamanında dünyada en çok satılan ikinci mizah dergisiydi. Orada çok sevdiğim, üzerinde yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen hala dün gibi aklımda olan bir karikatür var. İdam cezası almış bir mahkuma ipi boynundan geçirmeden evvel “son arzun nedir” diye soruyorlar. O da “tıp okumak istiyorum” diyor.
İnsan birşey yapmak istediğinde, birşey yapması gerektiğinde direnir, önce yapacak başka işler bulur. Bu konuda en çok anlatılan örnekler ders çalışmaya oturmadan evvel yapılanlardır sanırım.
Başlarken verdiğim örnek biraz tuhaf kaçtı biliyorum ama insan psikolojisinde de böyle muazzam bir tezat var. Hadi o adam ölüme gidiyor ve bunu ertelemek arzusu karikatürize edilmiş. Ama çevrenize bir bakın, hayatı ertelemek için master üzerine master, doktora üzerine doktora yapan çok sayıda kişiye rastlarsınız.
İnsanoğlu, sadece gündelik işlerini değil; yaşamayı, bir yetişkin olarak kendi kararlarını almayı, özgürlüğünü kullanmayı da erteler.
Irvin Yalom bir kitabında karar vermeden beklemenin karar verme acısını hafifletmeye çalışmak olduğunu anlatıyor. Harekete geçmeyip beklemek, karar vermekten kaçınmak sanki “yeteri kadar zaman geçerse kararlar kendiliğinden ortaya çıkacakmış” hissi nedeniyle ortaya çıkar diyor.
Bir diğer yandan “carpe diem”, yani günü yakala gibi deyimler, bugünün işini yarına bırakma gibi öğütler ile bir yere varılamıyor. Bu öğütlerle çevrelenen insan karar verme becerisini sorgulamak yerine kendini güçsüz ve hasta olarak görüyor. Bu bir anlamda toplumun bir suçu. Henüz çocuk yaştan itibaren neler yapabileceğini değil neler yapamayacağını öğrenen insan gelecekte de bu olmazlarla yaşamaya devam ediyor.
Bazen de insan eğer kendi kararlarını kendisi verir ve bağımsız davranırsa çevre için yıkıcı olacağını ya da başkalarının hakkını yiyeceğini düşünür. Geleceği gözümüzün önünde canlandırarak bunun da aslında boş bir düşünce olduğunu, beklemek ve ertelemek için zihnin uydurduğu yeni duraklar olduğunu farkedebiliriz.
Bu konudaki yanılgılardan biri de kişinin birşeyi istediği halde yap(a)madığını zannetmektir. İnsanın istediği şeylerin peşinden nasıl koşturduğunu gözlersek bunu da kolaylıkla çürütebiliriz. Mesela çok istediği halde yüzmeye gidemediğini iddia eden biri maça gitmek için yüzmekten çok daha yorucu bir yolu büyük bir hevesle katedebilir. Benzer biçimde insanlar isteyip de yapmadıkları birçok konuda seve seve yaptıkları şeylerle karşılaştırma yaparak aslında birer seçim yapmakta olduklarını farkedebilirler.
Önemli olan şu kısa hayatı olup bitenin biraz daha farkında olarak, acısıyla tatlısıyla kaçmadan yaşamaktır.
Yine tek kelimeyle “enfes” bir yazı olmuş. Beynine/eline sağlık! Yazının başlığı bana Murathan Mungan‘ın çok bilinen bir eserinden bir bölümü çağrıştırdı. Malumun “çağrışımda serbesti cephesi” komutanlarından olduğumdan, bu aklıma gelmese şaşardım!
Yorum tarafından Goddess Artemis — 15 May 2007 @ 02:28
ilk verdiğin örnek süper! direk konunun içine alıyor ve en yalın biçimiyle ortaya koyuyor.
birde karar verme zorluğundan sözetmişsin.neden zordur.sorumlukuk ister ki (bu başka nihai konu)bu bir şeye evet dediğinde başka bişeye hayır demektir.
bu arada üslubuna ve anlaşılır anlatımına hayranım.akıl yürütüşünede..beynine sağlık:)
Yorum tarafından nergis — 18 May 2007 @ 02:11
bunlarıda eklemeden edemedim:):>
Yorum tarafından nergis — 18 May 2007 @ 02:14
suyun kenarında duran insanlardan bağzısı hemen suya atlar, kimisi yavaş yavaş girer,kimileride suyun kenarında bekler durur.
Yorum tarafından nergis — 22 May 2007 @ 11:45
[…] orijinali: Beklemek ve Ertelemek: İki Dipsiz Kuyu […]
Pingback tarafından Beklemek ve ertelemek: İki dipsiz kuyu Osman S Börütecene — 09 Oct 2007 @ 21:04
Cok guzel, tesekkur ederim.
Yorum tarafından Tarih Makaleleri — 25 Dec 2007 @ 12:02
Eline ve aklina saghlik!
Yorum tarafından Mesut — 21 Jul 2008 @ 22:15