HayatKısa.com

31 Mar 2007

Psikoterapide Ölüm

Kategori: Psikoloji — Osman S Börütecene @ 13:19

Psikoterapide ölüme dair bir çok konu değerlendirilir. Kabaca sınıflamak gerekirse bunları ikiye ayırabiliriz; bir yakının kaybından doğan yas ve acı sürecinin değerlendirilmesi, ve kişinin kendi ölümüne dair duygularının, korkularının ve bunları bastırmaktan doğan rahatsızlıklarının değerlendirilmesi. Bir de, psikoterapide ölüm kavramının kullanımı söz konusudur. Teori, ölüm farkındalığının kişinin terapi sürecine olumlu katkı sağlayacağı yönündedir. Yani kişi bir gün öleceğini iyice bellerse yaşama dört elle sarılabilir ve ruhsal rahatsızlıklarından en azından nevrotik olanlarının üstesinden daha hızlı gelebilir.

Evvela terapide ölüm farkındalığını ele alalım. Bu farkındalığı yaratmak için çeşitli yöntemler kullanılır. Kişinin kendi cenazesini hayal etmesi, vasiyetini yazması, kendi mezarını gözünün önüne getirmeye çalışması gibi oyunlar ölüm farkındalığını yaratmak ya da artırmak için kullanılan basit yöntemlerdendir.

Ancak görünen o ki ölüm farkındalığına sahip olmak herkesde aynı etkiyi yaratmamaktadır. Bir gün öleceğini ve bunun ne zaman olacağını bilemeyeceğini iyice anlamış biri hayata dört elle sarılmak yerine “ne de olsa bir gün öleceğim” fikriyle bunalım ya da depresyon sürecinin altından kalkmaya çalışmak yerine bunu iyice ertelemeye karar verebilir. Aynı koşulda bir başkası “daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum ve hala yapmak istediklerim var” diyerek kendini nevrotik kısır döngüden uzaklaştırıp gerçekten değer verdiği faaliyetlere yönelterek terapi sürecinde büyük bir yol alabilir.

Bir yakının kaybına dair acı ve yas sürecinin değerlendirilmesi de bireyin kendi ölümüne dair duygularını, korkularını yüzeye yakınlaştıran süreçleri inceler. Bazen bir yakının kaybının getirdiği acı birebir kişinin kendi ölüm korkularıyla alakalı olabilir. Ya da böyle olmasa bile kişinin kendi ölüm farkındalığına değinmede yardımcı bir etmen olarak kullanılabilir.

Kişinin ölüme dair duygularını ortaya çıkarabilmekte yardımcı tekniklerin arasında rüya analizleri de bulunur. Genel bir ipucu vermek gerekirse kişinin yaralandığını, vücudunda değişimler meydana geldiğini gördüğü rüyalar çoğu kez kişinin ölüm korkularına işaret eder. Bu rüyalarda yer alan diğer sembollerin analizi kişinin ölüme dair korkularını, ve farklı duygularını, ölüm kavramını ölüm dışında nelerle bağdaştırdığını anlatır. Bu sembolizmin çözümü de insanoğlunun ölüme dair duygularını daha iyi kavramasına yardımcı olur.

Ben kendi terapilerimden birinde bir yakınımın kaybının ardından cenaze günü şöyle bir rüya görmüştüm:

Rüyamda terapi seansını yaptığımız odadayım ama odada sadece ben ve kaybettiğim yakınım var. Birşeyler konuşmaya çalışıyoruz. Fazla detay yok. Terapist odada olmadığı için şaşırıyorum. Tabi ölen yakınımın da odada karşımda canlı olarak durması da beni şaşırtıyor

Şimdi bu rüya her ne kadar bir yakınımı kaybetmemin ardından cenaze günü gördüğüm bir rüya ise de mutlaka birebir ölümle alakalı olmayabilir. O günün gecesinde bu rüyanın henüz yeni tanıştığım ve üzerinden 3 ay bile geçmemiş olan terapistimin gerçekte canlı olmadığını düşündüğümü (bilinçdışından) yansıttığı biçiminde yorumlamıştım.

Yani ölüm kavramı, ölüm kavramını içeren rüyalardaki sembolizm her zaman kişinin kendi ölümüne dair veriler taşımadığı gibi her zaman ölüme dair veriler de taşımaz.

Psikoterapide ölüm kavramının kullanımı ve terapötik etkisi elbette bir yazıya sığdırılabilecek ufaklıkta değil. Yine de psikoterapide ölüm kavramına dair yüzeysel bir bilgilendirme yapmaya çalıştım.

11 Mar 2007

Kişisel Gelişime Dair Yanlış Anlamalar

Kategori: İş Hayatı, Eğitim, Kişisel Gelişim, Felsefe — Osman S Börütecene @ 18:52

Kişisel gelişim hakkında yazılanları takip etmeyi bıraktım sayılır. Nedeni; insan kaynakları, kişisel gelişim ve benzeri konularda yazılan yazıların çoğunun kişinin kendisinden başka herşeyi geliştirmeye eğilimli bir anafikir taşıması.

Kişisel gelişim diyoruz, uzmanlar bize işyerinde nasıl daha verimli olursunuz konulu demeçler veriyorlar. Kişisel gelişim yazıları genellikle sosyal rollere mahkum edilmiş durumda. Nasıl daha iyi bir anne olursunuz, nasıl daha iyi bir sevgili olursunuz, nasıl daha iyi bir vatandaş olursunuz, nasıl daha iyi bir …. olursunuz, artık noktalı yeri siz kendiniz tamamlayın. Aklınıza ne gelirse.

Oysa bence kişisel gelişim gerçekten kişisel konularla ilgilenmeli. Örneğin “kendinize nasıl daha iyi davranırsınız” başlıklı bir konu gerçek bir kişisel gelişim konusudur. “Hızla gelişen teknolojiden nasıl korunursunuz” başlıklı bir konu da bence harika bir kişisel gelişim yazısı olabilir.

İnsanoğlu, içine sokulduğu amansız ve anlamsız yarış nedeniyle kişisel gelişim başlığı altında sürekli gerçekte varolmayan ve elden geldiğince mükemmelleştirilmeye çalışılmış hayalet bir kişilik ile karşılaştırılıyor. Kişinin, kendisini sürekli olarak gerçekte varolmayan, varolamayacak hedefe doğru sürüklemesi sanırım cehennemin dünya üzerindeki tasvirine iyi bir örnek oluştursa gerek.

Tüm bu yanlış bilgilendirme, insanı gerçekte olmak isteyebileceği yerden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. İnsanlar bu nedenle çok daha fazla gelişebilecekken dar bir kapsamda sıkışıp kalıyorlar.

Çözüm daha az dinleyip daha çok konuşmakta.

Anne, Baba, Devlet, Abi, Abla, Öğretmen, Polis, Komutan,… Otorite İle İlişkiler

Kategori: Psikoloji, Kişisel Gelişim, Felsefe — Osman S Börütecene @ 18:16

İnsanoğlu kendi kararlarının sorumluluğundan kurtulabilmek için sırtını biryerlere dayamak ister. Tam bu noktada da sırtımızı dayayacak otoriteyi elimizle koymuş gibi buluruz.

Aslında birçoğumuz hiç büyümeyiz, sadece yaşlanırız. Neredeyse hepimiz, çocukluk yıllarımızdan beri bizim adımıza karar veren bir merkez ararız. Bu bazen sevgilimiz, eşimiz olur, bazen de okuldaki hocamız, işyerindeki üstümüz.

Sonra da akşam eve gelince birbirimize bu otoritelerden şikayet ederiz. İşin aslı, insanoğlunun kendi özgürlüğünden korkması, bundan fellik fellik kaçması ve özgürlüğünü teslim edecek bir eskici aramasıdır.

Kişi, alabildiğine özgürdür. Ancak özgürlük korkutucudur. Kişinin kendisine karşı olan sorumluluklarını üstlenmesini gerektirir. Kararlar vermesini gerektirir. Her karar bir vazgeçiştir ve bu yüzden de acılıdır. Karar vermek, kendi davranışlarının sorumluluğunu taşıyarak özgürlüğünü yaşamak kişiye ağır geldiğinden kişi otoriteye sığınır. Başına gelenlerin sorumluluğunu otoriteye devreder.

Bunu bir nevi factoring şirketlerinin borçları devralmasına da benzetebiliriz. Yaptığı işlere kestikleri faturanın tahsilat maliyetini kaldıramayan şirketler (ki böyle bir piyasada çok doğaldır, Türkiye şirketlerin gelecek bir tarihte ödeme yapmak amacıyla çek kullandıkları tek ülkedir) alacaklarını bu işte özelleşmiş, ustalaşmış, sadece bu amaçla kurulmuş firmalara devrederler.

Kişinin kendi hayatı adına karar alması çok zor bir süreçtir. Yine de şu kısa hayatı alabildiğine değerlendirmek, “kendini gerçekleştirmek”, hayatın tadını çıkarmak isteyen kişi, kararlarının sorumluluğunu almalı ve korka korka da olsa özgürlüğünü doyasıya yaşamalıdır.

Sonraki Sayfa »

WordPress'in desteğiyle.